GELECEK KENDİLİĞİNDEN GELMEZ
19 Ekim 2026, Pazartesi 09:57Gerek toplum gerek birey plansız bir yere gidemez…
Yarın için bir program önümüzdeki yıl için bir plan onlarca yıl sonrası için insanların hayalleri olur…
Bu hayaller günün şart ve imkanlarına göre değişiklik gösterse de insan fıtratında bunlar genelde iyimser tablolar içerir..
Kimse hayatının tamamı veya bir kısmının kötü olması için çaba göstermez veya hayalini kurmaz. Bunun içinde hatalardan ders çıkarır ve hataları yinelememek için planlamalarını tedbirlerini gerekirse geçmişteki yaşanmışlıklara göre alır..
Kolektif akıl, farklı bilgi, deneyim ve bakış açılarının bilimsel veriler ışığında ortak karar süreçlerine katılmasıyla hataları azaltıp kararların niteliğini artırırken, asıl soru şudur: Devlet, toplum ve birey olarak bu aklı ne ölçüde kullanıyor, kararlarımızı verilerle mi yoksa önyargılarımızla mı şekillendiriyoruz?
Yaşadığımız toplumda gerek bireylerin gerek kurumlarını aldıkları karar ve sonuçlarını birlikte yaşıyoruz.
Uzun yıllar iyimser olmaktan başka elimizden pek bir şey gelmedi çoğu zamanda çabalamadık…
Ütopyalarımız olmadı fakat literatüre giren distopyayı da istemedik dilemedik …
Geleceği bütünüyle kontrol edemeyiz. Ancak hangi geleceğe yaklaşacağımızı etkileyen kararları bugün verebiliriz.
Bunun için önce nasıl bir ülke, nasıl bir toplum ve nasıl bir insan istediğimize karar vermeliyiz. Sonra bu hedefi eğitim politikalarına, okulun gerçekliğine, öğretmenin emeğine ve çocuğun hayatına yansıtmalıyız.
Bir ülkenin geleceği yalnızca ekonomik büyüme rakamlarıyla ölçülemez. Millî gelir artarken gelir dağılımı bozuluyorsa, şehirler büyürken yaşam kalitesi düşüyorsa, teknoloji gelişirken insanlar birbirine yabancılaşıyorsa, ortaya çıkan tabloyu bütünüyle başarı olarak değerlendirebilir miyiz?
Ekonomik kalkınma kadar sosyal adalet, üretim kadar liyakat, güvenlik kadar özgürlük, büyüme kadar insan onuru da önemlidir.
Toplumların geleceğini belirleyen yalnızca sahip oldukları kaynaklar değil, o kaynakları nasıl kullandıklarıdır. Bir ülke, imkânlarını günü kurtarmak için mi harcıyor, yoksa gelecek kuşakların yaşamını kolaylaştıracak kalıcı yatırımlara mı dönüştürüyor?
Toplum olarak geleceği görmek için çok uzağa gitmeye gerek yok. Toplumun adeta bir yansıması, özünün ve kültürünün süzgeçten geçmiş hâli olan sınıflara girin ve geleceği görün. Okula kesici aletle, hatta silahla gelen çocukları görün.
Bugün yaşadıklarımız, dünün geleceğiydi. Bu günler kendiliğinden gelmedi; sahadan uzak, ortak akıldan yoksun, birden fazla nedenin birikmesiyle ortaya çıktı.
Bugün, geçmişte planlayamadığımız geleceğin acı sonuçlarını yaşıyoruz.
Oysa gelecekte yaşanabilecek sorunları önlemek, bugünden ortak aklı harekete geçirmeyi, sahadaki gerçekleri görmeyi ve eğitimin tüm paydaşlarıyla birlikte hareket etmeyi gerektiriyor.
Sorunları doğru teşhis edelim, bilimsel verilerden yararlanalım, sahadan başlayarak somut adımlar atalım ve geleceği yalnızca konuşmakla kalmayıp birlikte planlayalım.
Bugünün çocukları, yarının toplumudur; görmezden geldiğimiz her sorun, yarının toplumsal krizine dönüşebilir.
Zaman, ihmallerimizi telafi etmemiz için sonsuza kadar beklemeyecek.
Ütopya, kusursuz bir dünya hayal etmek değil, daha iyi bir dünya için bugünden sorumluluk almaktır.
Distopya ise önlenebilir sorunları seyredip sonuçlarına razı olmaktır.
Mesela dere yatağına inşaat yapmak ve göz yummak aynı şeydir…seçimlerimizdir…
Gelecek kendiliğinden gelmez; ya aklımızı, bilimi ve ortak irademizi kullanarak onu inşa ederiz ya da bugün almadığımız önlemlerin yarın karşımıza çıkardığı sonuçlarla yüzleşiriz.
Tercih bizim, bedelini ise gelecek nesiller ödeyecek!
Bugün görmezden geldiğimiz, yarın toplumun karşısına dikilir; ekmediğimiz aklın, pişmanlığını biçeriz !!!!! Bedelini de öderiz…
Pişmanlıkları yaşamamak ümit ve dileği ile…
Kalın sağlıcakla…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum