DOĞA İNTİKAMINI ALACAK
25 Ağustos 2025, Pazartesi 13:37Adalet saraylarının soğuk taşları arasında belki suçlular cezasız kalabilir. Fakat doğanın adaleti hiçbir zaman şaşmaz. Susuzluk geldiğinde, toprak çatladığında, ürünler kuruduğunda, iklim dengesizleştiğinde, yangınların dumanı gökyüzünü kapladığında herkes o görünmez mahkemenin kararını görür.
“Doğaya karşı işlenen bir suçun öcü, insan adaletinden daha zorlu olur.”
Bu cümle aslında bize koca bir hakikati hatırlatıyor: Doğa, insanın kendi menfaatleri uğruna hoyratça kullanacağı bir mal, bir kaynak ya da sınırsız bir tüketim alanı değildir. Doğa, milyonlarca yıldır var olan ve bizden çok daha köklü bir düzenin ta kendisidir. İnsanoğlu, bu düzenin sadece küçük bir parçasıdır. Ne yazık ki biz çoğu zaman bu gerçeği görmezden geliyor, kendimizi doğanın hakimi sanıyoruz.
Oysa doğa, kendisine yapılan her ihaneti bir şekilde karşılık bulur.
Bugün ormanlarımız yanıyor. Üstelik bu yangınların birçoğu kaderin değil, insanların elleriyle tutuşturduğu ateşlerin eseridir. Rant uğruna, bir arsaya değer kazandırmak için, tarım alanı açmak için, hatta kimi zaman kin ve nefretle çıkarılan yangınlar… Düşünmesi bile ağır geliyor.
“İnsanlar bir amaç ya da kirli emelleri için orman yangını çıkartıyorlar ve kamuyla birlikte ormanın içinde yaşayan binlerce canlıya zarar veriyorlar.”
Bir an için o manzarayı gözümüzde canlandıralım:
Küçük bir sincap ağaçtan ağaca kaçmaya çalışıyor, kanatları yanmış bir serçe yere düşüyor, kaplumbağa dumanın içinde nefes almak için çırpınıyor… Sessiz çığlıklar göğe yükseliyor. Biz insanlar sadece ağaçların yanışını görüyoruz ama aslında her bir kıvılcım bir hayatı söndürüyor.
Fakat işin en acı yanı, doğaya vurulan bu darbenin eninde sonunda yine bize dönmesidir. Yanmış ormanların yerini kuraklık alır. Ağaç kökleri olmayınca toprak yağmurla birlikte sürüklenir, erozyon olur. Birkaç yıl sonra içtiğimiz sular azalır, tarlalarımız verimsizleşir, köylerimizde hasat düşer. Yangının külleri sadece ormana değil, soframıza, ekmeğimize ve nefesimize de düşer. İşte doğanın adaleti tam da burada kendini gösterir: Sessizdir, sabırlıdır ama kesindir.
İnsan adaleti kimi zaman gözden kaçabilir, deliller kaybolabilir, suçlular cezasız kalabilir. Ama doğanın adaleti asla şaşmaz. Çünkü doğa, kendisine yapılanı unutmaz. Her dal kırıldığında, her dere kurutulduğunda, her orman ateşe verildiğinde bunun hesabı insanlığa geri döner. Ve doğa, en büyük mahkeme salonudur.
Bugün bu gerçekle yüzleşmek zorundayız: Doğaya yapılan ihanet, aslında geleceğe yapılmış bir ihanettir. Çocuklarımızın nefes hakkına, torunlarımızın su hakkına, milyonlarca canlının yaşam hakkına işlenmiş bir suçtur. Bir gün gelecek, bizden sonraki nesiller bize şu soruyu soracak:
“Bunca güzellik içinde, neden kendi yaşam alanınızı yok ettiniz?”
O gün geldiğinde verecek bir cevabımız olmalı. Ve bu cevap şimdiden yazılmaya başlamalı: Daha çok ağaç dikerek, var olanı koruyarak, doğayı yalnızca sevilmesi gereken bir varlık değil, aynı zamanda saygı duyulması gereken bir yoldaş olarak görerek.
Doğayı seven değil, doğayı koruyan insan olmalıyız. Çünkü doğanın bize ihtiyacı yok; bizim doğaya ihtiyacımız var.
Unutmayalım:
Doğa affetmez, sadece bekler. Ve zamanı geldiğinde, adaletini bizden çok daha güçlü bir şekilde uygular.
Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum