Elazığ
28 Ekim, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

CUMHURİYET MİLLETİN KADERİNE SAHİP ÇIKMA İRADESİ

28 Ekim 2026, Çarşamba 19:40

29 Ekim 1923…

Bir milletin yalnızca yönetim biçimini değil, kendi kaderini tayin etme iradesini de ilan ettiği tarih. Yüzyıllar boyunca saltanatın gölgesinde yaşayan bir toplumun, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu dünyaya duyurduğu gün.

Cumhuriyet, bir gecede ortaya çıkmış sıradan bir yönetim değişikliği değildi. O gün, Millî Mücadele'nin cephelerde kazanılan zaferi, milletin kendi geleceğini belirleme hakkına dönüştü. Bir devletin kuruluşundan öte, bir milletin yeniden ayağa kalkışının siyasi ifadesiydi.

Ancak Cumhuriyeti anlamak için yalnızca tarih kitaplarının sayfalarını çevirmek yetmez. Onun anlamını, milletin içinde yaşayan, halkın derdini bilen, devletin gücünü vatandaşın hizmetine sunmayı savunan insanların düşüncelerinde de aramak gerekir.

Devlet kimin için vardır?

CUMHURİYET, MİLLETİN SÖZ SAHİBİ OLMASIDIR

Çünkü Cumhuriyet, yalnızca halkın belirli aralıklarla [SB1] sandığa gitmesi değildir. Cumhuriyet, sandıktan çıkan iradenin korunması, hukukun üstünlüğünün gözetilmesi ve vatandaşın demokratik haklarının güvence altında olmasıdır.

Bir insanın inancı, düşüncesi, siyasi tercihi ya da yaşam biçimi farklı olabilir. Fakat Cumhuriyetin vatandaşlık anlayışında herkes eşit haklara sahiptir.

Demokrasi, yalnızca çoğunluğun yönetmesi değil; azınlığın haklarının da korunmasıdır.

Cumhuriyetin gerçek gücü, farklılıkları ortadan kaldırmasında değil, farklılıklarla birlikte yaşayabilme iradesinde saklıdır.

DEVLET VATANDAŞIN ÜZERİNDE DEĞİL, YANINDA OLMALIDIR

Cumhuriyetin yönetim anlayışında devlet, vatandaşın karşısında duran ulaşılmaz bir güç değildi. Devlet, vatandaşın sorunlarını çözmekle yükümlü bir hizmet mekanizmasıdır.

Cumhuriyetin ilanıyla egemenlik millete verilmiş olsa da bu egemenliğin günlük hayatta ne kadar hissedildiği ayrı bir meseledir.

Vatandaşın dilekçesine cevap alamadığı, hakkını ararken kapı kapı dolaştığı, kararların kendisinden habersiz alındığı bir yönetim anlayışı, Cumhuriyetin ruhuyla ne kadar örtüşebilir?

Devletin büyüklüğü, vatandaşın önüne koyduğu engellerle değil, vatandaşın hayatını kolaylaştırmasıyla ölçülmelidir.

Cumhuriyet, vatandaşın devlete hizmet ettiği bir düzen değil; devletin vatandaşa hizmet ettiği bir anlayıştır.

1923'TE İLAN EDİLEN CUMHURİYETİN TARİHSEL ÖNEMİ

Cumhuriyetin ilanı, Türk milletinin tarihindeki en önemli siyasi dönüşümlerden biridir.

Osmanlı Devleti'nin son döneminde yaşanan savaşlar, ekonomik çöküş, işgaller ve siyasi krizler, milletin geleceğini belirsizliğe sürüklemişti.

Mustafa Kemal Atatürk ve Millî Mücadele'nin öncü kadrosu, bu dönemde bağımsızlık mücadelesini örgütledi.

23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasıyla millî egemenliğin kurumsal temeli atıldı. 30 Ağustos 1922'de kazanılan Büyük Taarruz zaferiyle bağımsızlık mücadelesinin askerî safhası tamamlandı. 24 Temmuz 1923'te Lozan Barış Antlaşması imzalandı.

29 Ekim 1923'te ise Cumhuriyet ilan edildi.

Bu tarihsel süreç, birbirinden kopuk olaylar değil; bağımsızlık, egemenlik ve yeni bir devlet kurma iradesinin birbirini tamamlayan aşamalarıydı.

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte devletin yönetim biçimi açıkça belirlendi. Cumhurbaşkanlığı makamı oluşturuldu ve Mustafa Kemal Atatürk Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhuriyetin önemi, yalnızca saltanatın sona ermesiyle sınırlı değildir.

Cumhuriyet, vatandaşlık anlayışında, eğitimde, hukukta ve toplumsal yaşamda köklü dönüşümlerin önünü açan bir siyasi zemindir.

Kadınların siyasal haklarının genişletilmesi, eğitimde birlik, hukuk sisteminin yeniden yapılandırılması ve toplumsal yaşamın modernleşmesi, Cumhuriyet döneminin önemli dönüşümleri arasında yer aldı.

Bütün bu gelişmelerin merkezinde, milletin kendi geleceğini belirleme düşüncesi bulunuyordu.

Cumhuriyet, geçmişin mirasını reddetmek değil; geçmişten aldığı güçle geleceğini özgürce kurabilen bir millet olabilmektir.

CUMHURİYETİ KORUMAK, ONU GELİŞTİRMEKTİR

Cumhuriyetin ilanının üzerinden bir asırdan fazla zaman geçti.

Bugün Cumhuriyeti yalnızca törenlerle, bayraklarla ve kutlama mesajlarıyla anmak yeterli değildir.

Cumhuriyetin değerlerini yaşatmak, onun temel ilkelerini günlük hayatın içinde gerçekleştirmekle mümkündür.

Adaletin herkese eşit uygulanmadığı, liyakatin geri plana itildiği, vatandaşın hak arama yollarında zorlandığı bir düzende Cumhuriyetin demokratik niteliği tartışılır hâle gelir.

Cumhuriyetin gerçek anlamı, yalnızca yöneticilerin seçimle belirlenmesinde değil; vatandaşın özgürce konuşabilmesinde, düşüncesini açıklayabilmesinde, eğitim ve sağlık hizmetlerine eşit biçimde erişebilmesinde, hukuk karşısında kendisini güvende hissetmesinde ortaya çıkar.

Bir öğretmenin sınıfta özgürce düşünebilmesi, bir öğrencinin fırsat eşitliği içinde eğitim alabilmesi, bir vatandaşın hakkını ararken kendisini yalnız hissetmemesi de Cumhuriyetin günlük hayattaki karşılığıdır.

Cumhuriyet, yalnızca devletin kuruluş biçimi değildir. Aynı zamanda insanın onurunu, özgürlüğünü ve eşitliğini esas alan bir yaşam anlayışıdır.

Cumhuriyet halkın yönetime katılması ve hizmet eden devlet anlayışı, bu noktada birbirini tamamlayan iki önemli düşünsel perspektif sunar.

Biri milletin siyasi iradesine sahip çıkmayı, diğeri bu iradenin yönetimde ve hizmette karşılık bulmasını hatırlatır.

 

CUMHURİYET, BİR MİLLETİN ORTAK GELECEĞİDİR

29 Ekim, yalnızca geçmişi hatırlama günü değildir.

Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluğumuzu yeniden düşünme günüdür.

Cumhuriyetin kurucularının ortaya koyduğu bağımsızlık ve egemenlik anlayışı, her kuşağa yeni sorumluluklar yükler.

Bu sorumluluk, Cumhuriyeti siyasi tartışmaların dar kalıplarına hapsetmek değil; onu ortak bir değer olarak yaşatabilmektir.

Cumhuriyet, bir siyasi partinin, bir düşüncenin ya da bir toplumsal kesimin tekelinde değildir.

Cumhuriyet, farklı düşüncelere sahip insanların aynı ülkenin eşit vatandaşları olarak yaşayabilmesinin ortak zeminidir.

Demokrasi ve millî irade konusundaki mücadelesi, halkı merkeze alan yönetim anlayışı, bize Cumhuriyetin yalnızca bir tarihsel miras değil, aynı zamanda yaşayan bir sorumluluk olduğunu gösteriyor.

Bugün yapılması gereken, Cumhuriyeti yalnızca geçmişin büyük bir başarısı olarak görmek değil; onun vaat ettiği adalet, eşitlik, özgürlük ve halkın yönetime katılması ilkelerini geleceğe taşımaktır.

Çünkü Cumhuriyet, bir milletin kendi kaderine sahip çıkma iradesidir.

Bu irade, ancak milletin her ferdinin kendisini eşit, özgür ve değerli hissettiği bir ülkede gerçek anlamını bulur.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyeti bize kazandıranlara saygıyla…

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Yaşasın Cumhuriyet!

Kalın sağlıcakla…

 

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum