BİR BABA EVLADI YIKARKEN İKİSİ DE GÜLER, BİR EVLAT BABAYI YIKARKEN İKİSİ DE AĞLAR.!
12 Ocak 2026, Pazartesi 13:10Bazı cümleler vardır; insanın kalbine sessizce girer, sonra orada uzun süre kalır. “Bir baba evladını banyoda yıkıyorsa ikisi de güler, bir evlat babayı yıkıyorsa ikisi de ağlar” sözü, hayatın iki ucunu tek nefeste anlatır. Başlangıcı neşeyle, sonu sessiz bir hüzünle yazılmış bir ömür hikâyesidir bu.
Bir baba için evladını yıkamak, sadece bir temizlik değildir. O suyun altında büyüyen bir hayal vardır. Küçük bir beden, koca bir geleceğin provası gibidir. Çocuk suyu yüzüne sıçratır, baba kızar gibi yapar ama içi güler. Sabun köpükleri arasında saklanan kahkahalar, bir evin duvarlarına siner. Baba o an farkında olmadan geleceğe bir söz verir: “Ben buradayım, seni koruyacağım.” O günlerde zaman yavaştır, omuzlar güçlüdür, dizler sağlamdır. Hayat yukarı doğru yürür.
Ama zaman kimseye sormaz. O kahkahaların yerini gün gelir sessizlik alır. Yıllar geçer… Evlat büyür, baba küçülür. Bir gün gelir; banyodaki rolleri hayat değiştirir. banyodaki tabure kaldırılır, oyuncaklar kaybolur. Baba artık evladını uzaktan izler. Konuşmalar azalır, ama gurur artar. Baba sevgisini çoğu zaman sessizce taşır. Omzuna elini koyamaz belki ama uzaktan bakarken içinden hep aynı cümle geçer: “Yeter ki iyi olsun.” İşte babalık çoğu zaman böyle görünmez bir fedakârlıktır.
Sonra bir gün gelir; hayat bir durakta durur. Evlat babanın koluna girer. Yıllarca sırtını yasladığı adam, şimdi onun omzuna yaslanır. Banyoda akan su bu kez daha soğuktur sanki. Evladın eli titrer, babanın bakışı yere düşer. Çünkü o an sadece bir beden değil, hatıralar yıkanır. Bir zamanlar evladını ayakta tutan kollar, şimdi yardım ister. Baba, güçlü görünmeye alıştığı için bu hâle en çok kendisi utanır. Evlat ise güçlü olmaya çalışırken içinden yıkılır.
İkisi de ağlar ama farklı yerlerinden. Baba, evladına yük olmanın utancını taşır. Evlat, babayı ilk kez kaybetmeye bu kadar yakın hissetmenin acısını. O sessizlikte söylenmeyen binlerce cümle vardır: “Keşke daha çok sarılsaydım.” “Keşke daha az erteleyip daha çok dinleseydim.” Çünkü bazı pişmanlıklar sesli değil, içten ağlar.
İşte tam da bu yüzden, babalar ayaktayken kıymeti bilinmelidir. Sesleri yankılanırken, elleri sıcakken, yürürken arkalarından bakmak yerine yanlarında yürünmelidir. Çünkü gün gelir, o adımlar yavaşlar; insan, güçlü sandığı dağın aslında ne kadar yorulduğunu geç fark eder.
Hayat bize şunu öğretir: Güldüğümüz günlerde sevgi vermeyi ertelersek, ağladığımız günlerde vicdan bizi yıkar. En ağır temizlik budur. Su geçer, sabun geçer ama geç kalan vefa insanın içinden çıkmaz.
Ve insan sonunda şunu anlar; bir babayı yıkamak değil acı olan… Onu hayattayken yeterince sarılmadan yaşlandırmış olmaktır.
Ve insan anlar ki; asıl temizlik suyla değil, vefayla olur.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum