25 YIL PİRİM 70 YIL MAAŞ
21 Ocak 2026, Çarşamba 11:10
TÜİK verilerini incelerken şöyle bir istatistik karşıma çıktı.! Rakamlar soğuk ama söyledikleri son derece sıcak ve yakıcı. Türkiye’de bir emekli, ortalama 25 yıl prim ödeyerek emekli oluyor. Devlet, bu kişiye ortalama 25 yıl emekli maaşı ödüyor. Buraya kadar herkesin itiraz etmeyeceği bir tablo var. Zaten emeklilik dediğimiz şey, çalışılan yılların karşılığında verilen bir hak.
Ancak hikâye burada bitmiyor.
Emekli vefat ettiğinde, maaşı eşi tarafından ortalama 15 yıl daha alınmaya devam ediliyor. Eğer eşin kendisi de başka bir kurumdan emekli ise, iki maaş birden alınıyor. Yani sistem, tek bir prim havuzundan iki ayrı maaşı aynı anda ödemeye devam ediyor. Bu da yetmiyor; kadın vefat ettiğinde, evlenmemiş ya da eşinden ayrılmış kızı, babadan kalan maaşı ömür boyu almaya devam edebiliyor. Bunun ortalaması da yaklaşık 30 yıl.
Topladığınızda ortaya çıkan tablo çarpıcı:
25 yıl prim, yaklaşık 70 yıl maaş.
Burada kimseyi suçlamaya gerek yok. Çünkü bu maaşlar kanuna dayanıyor, hak edilmiş kabul ediliyor ve vatandaş da elbette yasal hakkını alıyor. Sorun bireylerde değil, sorunun kendisi sistemde.
Şu soruyu sormadan geçemiyoruz:
Dünyanın hangi ülkesinde, 25 yıl prim toplanıp 70 yıl boyunca ödeme yapılan bir sosyal güvenlik modeli sürdürülebilir kabul ediliyor?
Bugün gençlerden sürekli fedakârlık bekliyoruz. “Prim ödeyin”, “sabredin”, “emekli olacaksınız” diyoruz. Ama gençler, kendilerinden önceki kuşakların kurduğu bu denklemle yüzleşiyor. Bir yanda düşük maaşlar, güvencesiz işler ve artan prim gün sayıları; diğer yanda sistemin üzerinde giderek ağırlaşan bir yük.
Devlet, sosyal devlettir; emeklisini korumak zorundadır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ama sosyal devlet olmak, matematiği inkâr etmek anlamına gelmez. Bir sistem, uzun vadede kendi gelirinden çok daha fazlasını harcıyorsa, o sistem ya borçla döner ya da gün gelir duvara toslar.
Bugün bütçeden sosyal güvenliğe aktarılan kaynaklar, eğitimden, tarımdan, üretimden kesiliyor. Yani aslında mesele yalnızca emekli maaşı değil; ülkenin genel ekonomik dengesi.
Belki artık şunu açıkça konuşmanın zamanı gelmiştir:
Emeklilik bir hak ama nesiller arası adalet de bir zorunluluktur. Bir kuşağın refahı, başka bir kuşağın geleceğini ipotek altına alıyorsa, burada ciddi bir sorun vardır.
Kimsenin maaşı kesilsin demek kolaycılık olur. Ama sistemi hiç tartışmadan “böyle gelmiş böyle gider” demek, asıl büyük haksızlıktır. Çünkü bu düzen, eninde sonunda en çok bugünün gençlerini ve yarının emeklilerini vuracaktır.
Emekliyi kışkırtarak devleti (bakın hükümet demiyorum, Devlet diyorum) emekli üzerinden vurmaya çalışanlar madalyonun sadece görünen yüzüyle yüzleşiyor, yüzleştiriyor.! Ama soru hâlâ masada duruyor ve cevap bekliyor:
25 yıl prim, 70 yıl maaş alan bir sistem, daha ne kadar ayakta kalabilir?
Sistemin bozukluğu sadece emeklilikte yok, çalışanda da aynı sistem bozukluğu var.
Mesela şöyle bir örnek vereyim konuyu siz kendiniz yorumlayıp değerlendirin.
X kişisi 100.000 ₺ maaş alıyor, Y kişisi ise 20.000 ₺. Bu yıl %20
maaş zammı var. X kişisinin maaşı 120.000 oldu Y kişisinin maaşı 24.000. Birine 20.000 zam yapılırken diğerine sadece 4.000. 5, 10 yıl sonra arada bir maaş uçurumu doğuyor bu da hem insanlara hem de devlete büyük külfet getiriyor, ekonomi çöküyor, devlet zayıflıyor, insanlar arasında yaşam standartları farklılaşıyor ve devlet büyük borç batağına giriyor.
Eğer bu meseleyi bu gün konuşmazsak, bir gün konuşacak emekli de, çalışan da kalmayabilir.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum