Elazığ
08 Ocak, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

YILBAŞINI KUTLADIN MI?

05 Ocak 2026, Pazartesi 09:51

Her yıl aralık ayının son günlerine gelindiğinde aynı tartışma yeniden alevlenir: Yılbaşı kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı? Bir takvim yaprağının değişmesi bile toplumda bu kadar gürültü koparırken, asıl sorgulamamız gereken şey galiba neyi neden bu kadar kolayca kavga konusu hâline getirdiğimizdir.

Önce şu gerçeği netleştirelim. Yılbaşı, yeni bir yılın başlangıcıdır. Takvimsel bir dönüm noktasıdır. Dini bir ibadet değildir, bir inancın ritüeli hiç değildir. Noel başka bir şeydir, yılbaşı başka. Noel, Hristiyan dünyasında dini bir bayramdır; yılbaşı ise insanlığın ortak kullandığı zaman ölçüsünün değişmesidir. Bu ikisini bilerek ya da bilmeyerek aynı sepete koymak, meseleyi bilerek bulandırmaktan başka bir şey değildir.

“Dinen yasak mı?” sorusu üzerinden yürütülen tartışmalar da çoğu zaman samimi değildir. Din, insanın hayatını düzenler; ama hayatı tamamen renksizleştirmek, sevinci yasaklamak, umudu törpülemek için gelmemiştir. Yeni bir yıla girerken iyi dileklerde bulunmak, sevdiklerinle bir arada olmak, geride kalan yılı muhasebe edip önüne bakmak hangi inanca aykırıdır? Asıl mesele kutlamak değil, niyet ve ölçüdür.

İşin ilginç tarafı şudur: Yılbaşını “İslam’da yok” diyerek eleştirenlerin büyük bir kısmı, yıl içinde kutlanan onlarca günü hiç sorgulamaz. Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü, Kadınlar Günü, doğum günleri, evlilik yıldönümleri… Bunların hangisi dinî bir metinde geçiyor? Hangisi farz ya da sünnet? Ama kimse annesine çiçek aldığı için, çocuğunun doğum gününü kutladığı için, eşine yıldönümünde bir söz söylediği için eleştirilmez. Çünkü bunlar insani duyguların dışa vurumudur.

Yılbaşı denildiğinde sıkça gündeme getirilen bir başka konu da süslenen çam ağacıdır. Çam ağacı süslemek, bazı çevrelerce dinî bir sembol gibi sunulsa da, günümüzde bu daha çok kültürel ve estetik bir alışkanlıktır. İnsanların evlerini, sokaklarını ışıklarla süslemesi; kışın ortasında biraz renk, biraz neşe aramasıdır. Bir ağacı süslemek, bir inanca teslim olmak değil; soğuk günlerde hayata küçük bir sıcaklık katma isteğidir. Niyet okunmadan, semboller üzerinden yapılan yargılar toplumu gereksiz yere ayrıştırmaktan başka bir işe yaramaz.

O hâlde mesele gerçekten “dinde var mı yok mu” meselesi midir, yoksa seçici bir hassasiyet mi söz konusudur? Yılbaşı söz konusu olunca gösterilen bu sert tepki, neden diğer günlerde bu kadar yumuşar? Cevap basit: Yılbaşı, yıllardır ideolojik bir tartışmanın malzemesi hâline getirilmiştir. Dini değil, sosyolojik ve psikolojik bir refleksle karşı karşıyayız.

İsteyen yılbaşını kutlar, isteyen kutlamaz. İsteyen evinde oturur, isteyen ailesiyle bir yemek yer, isteyen yeni yıla dair hayaller kurar. Kimse kimsenin vicdanının bekçisi değildir. İnanç, dayatmayla değil, bilinçle yaşanır. Birinin kutlaması diğerinin inancına saldırı değildir; kutlamayanın tercihi de gericilik değildir.

Asıl tehlikeli olan, toplumu sürekli “yasak–caiz” çizgisine sıkıştırmak ve insanların birbirini yargılamasını normalleştirmektir. Bugün yılbaşı üzerinden yapılan bu ayrıştırma, yarın başka bir gün üzerinden devam eder. Oysa bu toprakların insanı yüzyıllardır acıyı da sevinci de birlikte yaşamayı bilmiştir.

Yeni bir yıl, yeni bir takvimden ibaret olabilir; ama aynı zamanda yeni bir umut, yeni bir niyet, yeni bir başlangıçtır. Kimseye zarar vermeden, kimsenin inancını incitmeden yaşanan her sevinç meşrudur. Belki de asıl sormamız gereken soru şudur: Birbirimizin hayatına bu kadar karışmak bize ne kazandırıyor?

Yeni yıl geliyor. Kimine göre sıradan bir gün, kimine göre anlamlı bir başlangıç. Hangisi olursa olsun, biraz daha anlayışlı, biraz daha sakin ve biraz daha vicdanlı olmayı kutlamak fena olmazdı.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum