YENİ NESİL ÖĞRETMENLİK
12 Ocak 2026, Pazartesi 13:10Sınıfta Rehber mi, Ekran Başında Veri Memuru mu?
Eğitim dünyası, son yıllarda hiçbir yasa maddesine dayanmayan ama iliklerimize kadar hissettiğimiz "örtülü" bir dönüşümden geçiyor.
Eskiden sınıfın kapısı kapandığında başlayan o kutsal bağ, artık yerini bitmek bilmeyen bürokratik bir mekanizmaya bıraktı. Bugünün öğretmeni artık sadece çocuklara hayatı anlatan bir bilge değil; daha çok çıktı üreten, her adımı yönergelerle kontrol edilen bir "uygulayıcı" konumuna itiliyor.
Gelişim Raporları Kimin İçin? Karnelere Ne Oldu?
Yeni nesil öğretmenlik artık öğretmekten çok raporlama içeriyor. Öğretmenin dikkati, çocuğun gözlerinin içinden çıkıp tabletlere, gelişim raporlarına ve tablolara kaymış durumda.
Örneğin; bir öğrencinin o günkü duygusal kırılmasını fark edip onunla dertleşmek yerine, sisteme girilmesi gereken "Öğrenci Gelişim Raporu" formlarındaki kutucukları işaretlemek öncelik haline geldi. Karne heyecan ve sevinci yok…
Saatlerce emek verilerek hazırlanan bu belgeler, çoğu zaman kimse tarafından okunmadan dijital tozlu raflarda yerini alıyor. Öğretmen artık sınıfta hikaye anlatmıyor, adeta o hikayeyi bir "istatistik" olarak raporluyor.
Pedagojiden Bakıcılığa
Veli beklentileri de bu dönüşümün en büyük tetikleyicisi. Artık birçok veli, öğretmenden çocuğun karakter inşasını değil, anlık "sorunsuzluk" ve "bakıcılık" talep ediyor.
Uzun vadeli akademik ve ahlaki gelişim, anlık mutluluk fotoğraflarının gölgesinde kalıyor. Öğretmenin mesleki otoritesi ve bilgi birikimi, "çocuğum bugün ne yedi, okulda uslu durdu mu?" sorularının arasında kayboluyor.
Şu anki sistemde her şey ölçülüyor: Puanlar, karşılaştırmalar, yüzdelik dilimler...
Ancak bir öğretmenin çocuğun ruhuna dokunuşu, ona kazandırdığı o dik duruş maalesef hiçbir tabloya sığmıyor. Mülakat politikaları, atanamama sancısı ve özlük haklarındaki kayıplar da bu tabloyu daha da karartıyor.
Eğitim, tecrübe ve pedagojik duyarlılıkla ilerlemesi gereken bir zanaattır; bürokratların hazırladığı soğuk yönergelerle yönetilecek bir fabrika bandı değildir.
Eğer öğretmeni bir "veri giriş elemanı" gibi görmeye devam edersek, pirincin içindeki o beyaz taşı (haysiyeti ve liyakati) ayıklamak her geçen gün daha da zorlaşacak.
Bu dönüşüm kaçınılmaz mı, yoksa biz konuşmadığımız için mi bu kadar derinleşiyor?
Kuşak çatışması kendi mecrasında tatlı ve hoş bir rekabettir. Ama sistem bu çatışmayı zorlarsa tabi ki kazananı olmayacaktır..


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum