‘’İKTİDAR DEĞİŞİR, ZİHNİYET DEĞİŞMEZSE’’
16 Mart 2026, Pazartesi 10:59
Türkiye’de siyaset çoğu zaman projeler üzerinden değil, rövanş duyguları üzerinden konuşuluyor. Son günlerde sosyal medyada dolaşan ve “AK Parti gittikten sonra yapılacaklar” başlığıyla paylaşılan bir liste de bu tartışmanın en çarpıcı örneklerinden biri.
Listeyi okuyunca insan ister istemez şunu soruyor:
Gerçekten bir gelecek tasavvuru mu anlatılıyor, yoksa eski hesapların faturası mı kesilmek isteniyor?
Paylaşılan maddelere bakıyorsunuz…
İmam hatip okullarının kapatılacağı yazılıyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılacağı söyleniyor.
Camilerin devlet bütçesinden pay alamayacağı belirtiliyor.
Din temelli siyasete ağır cezalar getirileceği ifade ediliyor.
Başörtüsünün kamuda yasaklanacağı iddia ediliyor.
Okullarda eğitim müfredatının tamamen değiştirilmesi gerektiği savunuluyor.
Kısacası Türkiye’nin yıllardır tartıştığı bütün ideolojik fay hatları yeniden kazılmak isteniyor.
Ama burada çok önemli bir gerçek var.
Türkiye artık eski Türkiye değil.
Bu ülke 28 Şubat’ın karanlık koridorlarından geçti. Üniversite kapılarında başörtüsü nedeniyle ağlayan genç kızların fotoğrafları hâlâ hafızalarda. İnancı nedeniyle hor görülen insanların hikâyeleri bu toplumun ortak hafızasına kazındı.
Bugün kalkıp yeniden “yasak” konuşmak, topluma gelecek vaat etmek değil; geçmişin hayaletlerini diriltmektir.
Türkiye’de milyonlarca insan çocuğunu imam hatiplerde okutuyor. Aynı şekilde milyonlarca insan da fen liselerinde, meslek liselerinde veya diğer okullarda eğitim alıyor. Birini kapatmayı düşünmek, diğerine ayrıcalık tanımak demektir. Devletin görevi okul kapatmak değil, bütün okulları nitelikli hale getirmektir.
Diyanet meselesi de benzer bir tartışma.
Diyanet’in yapısı, bütçesi, yetkileri elbette tartışılabilir. Eleştirilebilir. Reform yapılabilir. Ama “kaldıracağız” diyerek toplumun büyük bir kesiminin hassasiyetlerini yok saymak, siyaset değil toplumsal gerilim üretmektir.
Aynı şekilde dini siyasete alet etmek nasıl yanlışsa, dini kamusal hayattan tamamen silmeye çalışmak da başka bir uç noktadır.
Türkiye bu iki uç arasında gidip gelmekten çok yoruldu.
Asıl konuşmamız gereken meseleler ise bambaşka.
Bu ülkede gençler üniversite bitiriyor ama iş bulamıyor.
Köyler boşalıyor, tarım kan kaybediyor.
Ekonomi dalgalanıyor, hayat pahalılığı insanları zorluyor.
Adalet ve liyakat tartışmaları toplumun güven duygusunu zedeliyor.
Vatandaşın gerçek gündemi bunlar.
Ama ne yazık ki siyaset bazen bu gerçekleri konuşmak yerine ideolojik cepheler kurmayı tercih ediyor. Çünkü kutuplaşma kolaydır; çözüm üretmek ise zordur.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni yasaklar değil.
Yeni düşman listeleri hiç değil.
Bu ülkenin ihtiyacı; özgürlükleri genişleten, liyakati güçlendiren, ekonomiyi büyüten ve toplumu bir arada tutan bir siyaset anlayışıdır.
Devlet kimsenin inancıyla kavga etmemeli.
Ama hiçbir inanç da devletin gücünü arkasına alıp diğerine üstünlük kurmamalı.
Gerçek demokrasi tam da bu dengede başlar.
Bugün sosyal medyada dolaşan bu tür listeler bize şunu gösteriyor: Türkiye’de iktidar tartışması kadar zihniyet tartışması da devam ediyor.
Çünkü mesele sadece kimin yöneteceği değil.
Mesele şu:
Bu ülkeyi rövanş duygusuyla mı yöneteceğiz,
yoksa ortak akılla mı?
Türkiye’nin kaderi işte bu sorunun cevabında gizli.
İktidarlar değişir.
Sandıklar kurulur, sonuçlar açıklanır.
Ama eğer zihniyet değişmezse, kavga hep aynı yerde kalır.
Ve bu ülke yıllarca aynı tartışmaların etrafında dönüp durur.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum