Elazığ
04 Şubat, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

SİYASETTE CEVAP VERMEMEK DE BİR CEVAPTIR

31 Ocak 2026, Cumartesi 15:32

Sayın Cumhurbaşkanımız, 1975 yılından bu yana aktif siyasetin tam merkezinde yer alan ender isimlerden biri. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı… Neredeyse yarım asrı aşan bu siyasi yolculuk, yalnızca makamlarla değil, aynı zamanda krizlerle, mücadelelerle ve sayısız rakiple dolu bir süreçtir. Elli iki yılı aşan bu zaman diliminde onlarca siyasi figür gelip geçti; kimi yükseldi, kimi kayboldu, kimi de sadece gürültü yaptı.

Bu rakiplerin büyük bir kısmı, Sayın Cumhurbaşkanı’nı eleştirmekle yetinmedi. Daha ileri giderek televizyon ekranlarında “yüreğin varsa gel”, “çarşı pazarda halkın önüne çıkalım”, “canlı yayında yüzleşelim” gibi çağrılarla işi düelloya çevirmeye çalıştı. Ama dikkat edin: Cumhurbaşkanı bu çağrıların neredeyse hiçbirine cevap vermedi. Ne bir polemik, ne bir tartışma, ne de tek kelimelik bir karşılık…

Peki neden?

Çünkü bazen cevap vermemek, verilebilecek en net cevaptır. Sayın Cumhurbaşkanı, bu çağrıları yapan isimleri ciddiye almamış, denk görmemiştir. Siyasette herkesle tartışılmaz; herkesle polemiğe girilmez. Her ses, muhatap alınmayı hak etmez. Bu da siyasetin yazılı olmayan ama en temel kurallarından biridir.

İkinci ve belki de daha önemli bir sebep ise şudur: Cumhurbaşkanı, bu isimlerin kendi üzerinden prim yapmasına, reklamını kendisine yaptırmasına müsaade etmemiştir. Çünkü bilir ki; polemikle beslenen siyasetçi, tartışma olmazsa söner. Ülkenin ve dünyanın bu kadar ciddi gündemleri varken, kişisel hırsların ve suni tartışmaların ülke gündemini işgal etmesine izin vermemiştir. Bu tutum, bir kaçış değil; bilinçli bir tercihtir.

Dış politika, ekonomi, savunma sanayi, diplomasi… Böylesine ağır başlıklar varken, ekran tartışmalarında harcanacak enerjinin ülkeye fayda değil zarar getireceğini öngörmüştür. Karşısındaki siyasetçilerin “ekmeğine yağ sürmemiştir.” Bu da bir siyasettir; hem de kitabı yazılmamış ama ustalık gerektiren bir siyaset… İlmi siyaset tam da budur.

Cumhurbaşkanı bu sessiz duruşu sergiledikçe, karşı taraf daha da hararetlenmiş; çağrılar sertleşmiş, üslup düşmüş, ses yükselmiştir. “Bir kez daha karşıma çık”, “yüreğin varsa” gibi cümleler tekrar edilmiş ama sonuç değişmemiştir. Çünkü sonucu en başından bellidir: Bu kapı açılmayacaktır.

Ve zamanla ne olmuştur? Bu çağrıları yapanların bir kısmı siyaseten tükenmiş, bir kısmı kendi sözlerinin ağırlığı altında kalmış, bir kısmı da sessizce yerini başkalarına bırakmıştır. Cumhurbaşkanı ise yoluna devam etmiştir.

Sonuç olarak şunu net biçimde söylemek gerekir: Her davete icabet etmek zorunda değilsiniz. Her çağrı, samimi değildir. Bazen susmak; meydanı boş bırakmak değil, seviyeyi korumaktır. Siyasette asıl maharet, herkesle konuşmak değil; kiminle konuşulmayacağını bilmektir.

Buradan Elazığ siyasetçilerine açık çağrımdır. Günümüz Muhalefetninin görevi siyaset ve politika üretmek değil,  iktidarla halk arasında kaos yaratmaktır. Elazığ muhalefet vekili ise bunu çok iyi başarıyor. ‘’Gelin kaldırımda karşılıklı gezelim kimin daha çok taraftarı olacak, televizyona çıkıp tartışalım’’ gibi atarlarla karşıdakini bu kaosa sürüklüyor.! Olmadı diğer iktidar ortağı vekili televizyonda canlı yayına bağlayarak onu da bu tartışmanın içine sokmaya çalışıyor. Kendi egonuzu tatmin etmekten başka bu gibi karşılaşmaların memlekete ne faydası var.? Bu tartışmaların kazananı olacak mı? Hayır.! 
Bu işleri bir kenara bırakın memleketin, halkın sorunlarını gidermek için bir araya gelin. Bu tür tartışmaların kaybedeni halktır. 

Sonuç olarak ‘’Cevap vermemek de bir cevaptır.’’ 
Tıpkı Cumhurbaşkanımızın yaptığı gibi.!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum