Elazığ
20 Nisan, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

"SEN ÖĞRETMEN MİSİN BİRADER?"

20 Nisan 2026, Pazartesi 13:08

 

Bir valinin, karşısında oturan kişiye yönelik sarf ettiği o meşhur cümle hafızalarımızda: "Sen öğretmen misin birader?" 

Sonradan o kişinin bir yerel gazeteci olduğu anlaşıldı.

Belki oturuşu hatalıydı, belki bir devlet büyüğünün karşısında nezaket sınırlarını zorlamıştı; vali beyin uyarması elbette doğaldı.

Ancak asıl mesele, bir mülki amirin birini eleştirirken "öğretmenliği" bir yetersizlik veya azarlama öznesi olarak kullanmasıydı.

 İşte orada durup düşünmek gerekir…

Vekillikten "Sertifikalı" Öğretmenliğe

Meslek hayatıma Zonguldak’ın bir köyünde başladım. Yanımda endüstri meslek lisesi mezunu bir vekil öğretmen vardı.

Üç yıl boyunca lise mezunu arkadaşlarla omuz omuza çalıştık; o dönemde okul müdürlerinin yarısı lise mezunu vekil öğretmenlerdi.

Elazığ’a geldiğimde de tablo değişmedi. Hankendi İlköğretim Okulu'ndaki zümrem bir veterinerdi.

Kariyerim boyunca her branştan "öğretmen" tanıdım. Kimi kendi alanındaydı, kimi benim gibi alan değiştirmişti. Ancak asıl garipsediğim ve her zaman garipseyeceğim konu; temel eğitimin, yani karakter ve kişilik oluşumunun en kritik evresinin, alanın uzmanı olmayan ellere teslim edilmesidir.

Eğitimde Ehliyet ve Liyakat Sorunu

Bugün geldiğimiz noktada çelişkiler yumağı içindeyiz:

Sertifikalı Doktor veya Avukat Yok: Hiç kimse sertifika alarak doktorluk veya mühendislik yapamazken; halk eğitim merkezlerinden veya kısa süreli formasyonlarla "öğretmen" yetiştirilip kadroya alınıyor.

Sistemin içerisinde hemen hemen her lisans mezunu seven sevmeyen sertifikalı sertifikasız öğretmen varken eğitim fakülte mezunları nerdeyse azınlığa düşmüşken…

Atama bekleyen binlerce Eğitim Fakültesi mezunu varken, 70 binin üzerinde "ücretli öğretmen" görevlendiriliyor. Üstelik bu kişilerin birçoğu eğitim kökenli bile değil.

Akademi ve Sınav Kıskacı: Diplomalı, alanının uzmanı öğretmen adayları dışarıda bekletilirken; mevcut mezunlara "akademi", "staj" ve bitmek bilmeyen sınavlar dayatılarak kalite artırılmaya çalışılıyor.

Lütfen bir kenara not edin şahsi görüşümdür…

Akademi sistemi uygulanabilir değildir ve önümüzdeki beş altı yıl içinde terk edilmeye mahkumdur. Eğitim fakültesi diplomasına güvenmeyip mezunları yeniden sınav, mülakat ve düşük ücretli (32.000 TL) zorunlu eğitime tabi tutmak; hem ekonomik bir külfet oluşturmakta hem de genç eğitimcilerin idealizmini yok etmektedir. 

Kendi mezununa güvenmeyen bu yapı, sürdürülebilir bir eğitim modeli sunamaz.

Okulda çalışan herkes öğretmen olmadığı gibi, her öğretmen de her alanda yeterli ve başarılı olamaz.

Çünkü her alan uzmanlık ister.

Tarih öğretmeni müzik öğretemez, din kültürü öğretmeni İngilizce veremez; sosyoloji mezunu PDR uzmanı olamayacağı gibi, endüstri mühendisi de sınıf öğretmeni olamaz.

Hele ki çocuk sosyolojisini, çocuk psikolojisini ve gelişim süreçlerini bilmeden eğitimcilik iddiasında bulunmak ciddi bir eksikliktir.

Eğitim, ehliyet ve liyakat işidir.

Üstelik sahada aktif görev yapmadan, kimi zaman depo göreviyle, kimi zaman fiilen üretmeden sistem içinde yer alan ve buna rağmen eğitim adına söz söyleyen örnekler de ayrı bir tartışma konusudur.

Çünkü eğitim, sadece kadroda bulunmakla değil, bilgiyle, emekle ve sorumlulukla yapılır.

 

Sendikalar ve Vicdan Muhasebesi

 

Eğitimin en büyük paydaşı olması gereken sendikalarımız maalesef çözüm odaklı değil, koltuk ve siyaset odaklı bir tablo çiziyor.

 Eğitim çalışanları her şeye rağmen vicdanlarıyla görev yapmaya çalışıyor.

Ancak sistemi sorgulamaz, liyakati savunmazsak; bir gün hepimiz o küçümseyici soruya muhatap kalacağız:

"Sen gerçekten öğretmen misin birader?"

Kalın sağlıcakla…

 

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum