Elazığ
04 Mart, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

OKULLARDA GÜVENLİK

04 Mart 2026, Çarşamba 12:54

Öğretmenin Ölümü, Geleceğin İnfazıdır

İstanbul’da bir öğretmen, öğrencisi tarafından öldürüldü…

Bir cümle.
Soğuk.
Kısa.
Ama bir ülkenin eğitim hafızasına saplanan uzun bir bıçak gibi.

Eskiden “öğretmene saldırı” haber olurdu.
Sonra darp sıradanlaştı.
Ardından tehditler…
Şimdi ölüm.

En tehlikelisi ne biliyor musunuz?
Alışmak.
Normalleşmek.

Bir öğretmenin ölümü sadece bir can kaybı değildir.
O sınıfta sönen ışık, bir neslin umut damarlarından birinin kopmasıdır.

 

Okullar devlet kurumudur.
Kamusal alandır.

Tapu müdürlüğüne girerken güvenlikten geçersiniz.
Adliyeye girerken aranırsınız.
Hastanelerin her kapısında güvenlik vardır.

Peki, içinde yüzlerce çocuk ve onlarca öğretmen bulunan okullarda neden yok?

Devlet, en kıymetli sermayesi olan evlatlarını emanet ettiği mekânlarda neden güvenlik bariyerini “fazla” görür?

Güvenlik, üniversitelerde bile varken; ilk ve orta öğretimde neden yok?

Bir öğretmenin can güvenliği, hangi mevzuat maddesinin dipnotuna sıkıştırılmıştır?

 

Eğitimin Ritmi Nerede Kayboldu?

Milli Eğitim Bakanlığı’nın hayata geçirdiği 4+4+4 sistemi, belki iyi niyetle tasarlandı; ama sahada öğretmenliğin ruhunu törpüledi.

Eğitim bir süreçtir.
Sabırdır.
Otoritedir.
Emektir.

Bugün ise eğitim, çoğu yerde bir “vakit doldurma” düzenine dönüşmüş durumda.

Okumak istemeyen öğrenci sistemin içinde tutuluyor.
Devamsızlık yaptırımı etkisiz.
Sınıfta kalma neredeyse sembolik.

Öğretmenin “geçemezsin” dediği öğrenciyi sistem “geçiriyorsa”, orada öğretmenin akademik otoritesi bitmiştir.

O zaman okul, eğitim kurumu değil; noterliktir.

Başarısızlıkla yüzleşmeyen nesil, sorumlulukla da yüzleşmez.
Disiplinsizliğe tolerans gösteren sistem, şiddeti de normalleştirir.

 

Öğretmenin Elinden Yetki Alınırsa…

Öğretmenin akademik otoritesi elinden alınmış,
Disiplin mekanizması zayıflatılmış,
Mevzuat, suça meyilli profili korur hale gelmişse…

O sınıfta korku başlar.

Öğretmen tahtaya değil, kapıya bakarak ders anlatıyorsa;
O ülkede eğitim alarm veriyor demektir.

 

Sendikal Sessizlik

Eğitim-Bir-Sen, Türk Eğitim-Sen ve Eğitim-Sen… Sen… Sen… Senler…

Öğretmenin ölümü sadece biyolojik değildir.
Mesleki heyecanının, itibarının ve cesaretinin de öldürülmesidir.

Sendikalar, öğretmenin ekonomik haklarını savunmak kadar;
Sınıftaki can güvenliğini, disiplin mevzuatını, liyakati de savunmak zorundadır.

Koltuk hesapları, siyasi angajmanlar, mülakat tartışmaları arasında kaybolan bir gerçek var:

Öğretmen sınıfta yalnız bırakıldı.

Taziye ziyaretinde en önde saf tutmak kolaydır.
Zor olan, risk almaktır.
Zor olan, yapısal reform için ısrar etmektir.

 

Artık Taziye Değil, Reform

Eğitim sistemi;

Disiplinsizliğe tolerans gösteremez.
Başarısızlığı görmezden gelemez.
Güvenlik riskini “oldu-bitti” diyerek geçiştiremez.

Okul korku değil, güven ortamı olmalıdır.
Öğretmen yalnız değil, devlet güvencesinde olmalıdır.
Başarı formalite değil, gerçek ölçümle belirlenmelidir.

 

Ve şimdi içimizi yakan o cümle:

Affet bizi öğretmenim…

Seni birkaç gün konuşacağız.
Sosyal medyada “şiddete hayır” yazacağız.
Bir iki panel düzenleyeceğiz.

Sonra…

Seni öldüren sebeplerle uğraşmayacağız.
Sistemin açıklarını kapatmayacağız.
Mevzuatı değiştirmeyeceğiz.
Sınıfta kalmayı geri getirmeyeceğiz.
Disiplini yeniden inşa etmeyeceğiz.

Unutacağız.

Asıl korkutucu olan ölüm değil, unutmak.

Öğretmenin ölümü; Bir insanın değil, bir geleceğin infazıdır.

Kalın sağlıcakla…

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum