Reklamı Geç
gülpaş
hazar
CİHAN BERDİBEK

CİHAN BERDİBEK

Mail: [email protected]

NUYAGEVA

NUYAGEVA

Çocukluktan gençliğe geçiş dönemimde tanıştım Nurullah GENÇ' le. Bir kitapçıda dolaşırken - ta o günlerden şiire ilgim derinden olsa gerek- şiir kitapları reyonunda bulmuşum kendimi.
          Nurullah GENÇ'in mor kapaklı yağmur kitabını incelerken aynı reyonda kitaplık içerisinde beyaz kapaklı ve üzerinde "Nuyageva" yazan bir kitap gözüme ilişti. Merakla kitabı alıp satır satır incelemeye başladım ve Nuyageva şiiri çıktı önüme sayfaları karıştırırken okumaya başladım,  şöyle diyordu: 
O nasıl maceraydı, o nasıl “düş”tü

Çevresine ihtilal kuzgunları üşüştü

Ay görünce düzenli ışıyan gözlerini

Hıçkırıklı bir mendil gökten kıyıya düştü

Öyle maktul bir esaret boşaldı ki doğudan

Köleler ata bindi; sultanlar yaya düştü

Nuyageva bir gümüştü, tılsımlı bir gülüştü.

Mıh gibi çakıldı beynime her satırı. Neydi bu Nuyageva ve ne mesaj veriyordu şair burada bize?
"Nuyageva bir gümüştü, tılsımlı bir gülüştü."
Neydi bu dizenin tılsımı?
Hem Yağmur  hem de Nuyageva şiir kitaplarını satın alarak uzaklaştım oradan, merakla araştırmaya başladım. Tabi o dönemlerde internet ve bilişim çağı şimdiki kadar yaygın değildi. Buldum bir internet cafe ve yazmaya başladım. Nuyageva'nın anlam olarak kimliği belirsiz insan ve belirsizlik anlamına geldiğini öğrendim. Daha derine indikçe üstad Nurullah GENÇ'in Nuyageva'yı nura yakın geçen vakitler sırrıyla  nakşettiğini öğrendim.
               Kısacası bir kelimenin insan hayatına girişi ve o  bireyin hayat akışında bıraktığı iz kişiye göre değişkenlik göstereceği gibi bende çok derin izler bırakmıştı. Bu tlsımlı şiir yolculuğuma yıllar önce girdiğim ilk yolumdu diyebilirim. Mana iklimi kişiyi en beklemediği zamanda sarar ve en savunmasız anında etkisini gösterir, sonrasında sürükler, sürükler, sürükler.
               Bazen bilmeyen deli der, bazen de manaya hikmet katanlar veli der  ama ikisi de değildir. Öyle bir iklim ki bu; baharın sonbahara, ömrün mezara döndüğü gibi uzun ve çileli bir yoldur.

               Şairin duygularını dile getirmesi bir vahiy hâliyle eş değerdir. Ne yazdığı satırları sahiplenebilir ne de kendisinden bahsedebilir satırlarında. Örneğin en son çalışmalarımdan biri olan "BEN" şiirinde aslında beni değil de mana olarak hiçliği anlatmaya çalışmıştım.

"Sessiz bir sevdanın sonunda kalan,
Tek damla umudun naaşıyım ben,
Yetim bir sabinin dününde kalan,
Karanlık rüyanın en başıyım ben." demiştim ve geri dönüşler hep kişilerin kendinde gördükleriyle sınırlı kaldı.Tam olarak da şiir böyle bir şeydir. Şair, yazar ve toplum sahiplenir kendinden bulduklarıyla. Aslında şiiri çok da gizeme boğmamak gerektiği kanaatindeyim.Olduğu gibi lanse edilmeli şiir ve anlaşıldığı kadarıyla kalmalıdır.
Şiir, bir iklim ve efsunlu diyardır, varılamayan bir diyardır. Yürürsün bir ömür onun belirsizliğinde ve hep en iyisini ararsın yazdıkça. Tarifen bence tam bir doyumsuzluktur şiir. Yazana da yaşayana da okuyana da rabbim yardım etsin.

Haftaya buluşmak dileğiyle...

Saygı ve sevgilerimle.

Cihan BERDİBEK

Facebook Yorum

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar