Reklamı Geç
İDRİSnnn
BELEDİYE
Elazığ
23 Mart, 2026, Pazartesi
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

MESAJLA DEĞİL, YÜREKLE BAYRAM..

23 Mart 2026, Pazartesi 10:18

Bayramınız mübarek olsun…
Sevdiklerinizle aynı sofraya oturabildiğiniz, büyüklerinizin elini tutabildiğiniz, küçüklerin gözlerine bakabildiğiniz nice bayramlara…

Ama gelin, şu soruyu kendimize dürüstçe soralım:
Gerçekten bayram yaşıyor muyuz, yoksa sadece bayramı “geçiştiriyor” muyuz?

Bir bayramın daha sonuna geldik. Eskiden günler öncesinden başlayan telaşın, evlerin temizlendiği, baklavaların açıldığı, çocukların bayramlıklarını yatağının başucuna koyup uyuduğu o günlerden… Bugün, birkaç saniyelik bir “kopyala–yapıştır” mesajın içine sıkışmış bir bayrama geldik.

Toplu mesajlar…
İsimsiz, duygusuz, ruhsuz…

Bir tuşa basıyorsun, yüzlerce kişiye aynı cümle gidiyor. Ne hatıra var içinde, ne emek, ne de gerçek bir gönül bağı. Bayramlaşma dediğimiz şey, artık bir “bildirim” haline gelmiş durumda.

Oysa bayram; hatırlamaktır.
Bayram; hatır sormaktır.
Bayram; bir kapıyı çalmaktır.

Eskiden insanlar kilometrelerce yolu yürüyerek giderdi bir “bayramın mübarek olsun” demek için. Şimdi ise aynı evin içindeki insanlar bile birbirine mesaj atıyor. Bu, sadece teknolojinin getirdiği bir kolaylık değil; aynı zamanda götürdüğü bir samimiyetin de göstergesi.

Elbette teknolojiye karşı değiliz. Uzakta olan, ulaşamayan, yurt dışında olan… Onlar için telefon da nimettir, mesaj da. Ama mesele şu: Yakınımızdakini de uzağa çevirdik. Aynı mahallede oturduğumuz insanı bile “toplu mesaj listesine” ekledik.

Bir insanı aramak, ismiyle hitap etmek, “seni düşündüm” demek… İşte bayram budur.
Yoksa herkese aynı cümleyi göndermek değil.

Daha acısı ne biliyor musunuz?
Bayramlaşmayı hızlandırdıkça, ilişkilerimizi yavaş yavaş tüketiyoruz. Kısa mesajlar çoğaldıkça, uzun sohbetler kayboluyor. Bir zamanlar saatler süren bayram ziyaretleri, şimdi birkaç dakikalık nezaket gösterisine dönüştü. Hâl hatır sormak bile aceleye getiriliyor.

Oysa bir fincan çayın başında edilen iki kelam, yüz tane mesajdan daha değerlidir. Bir büyüğün “iyi ki geldin” demesi, ekranda beliren yüzlerce “iyi bayramlar” yazısından daha anlamlıdır. Çünkü bayramın ruhu, hızda değil; durup hissetmektedir.

Unutmayalım ki çocuklar da bizden gördüğünü yaşar. Eğer biz bayramı sadece mesajlaşarak geçirirsek, yarın onlar kapı çalmayı, el öpmeyi, misafir ağırlamayı bilmeyecek. Bayram kültürü dediğimiz şey, anlatılarak değil; yaşatılarak aktarılır.

Bayramlaşma bir formalite değildir.
Bir görev hiç değildir.
Bir “gönderildi” ibaresinden ibaret hiç değildir.

Bayram; gönül almaktır.
Küsleri barıştırmaktır.
Kapısı çalınmayanın kapısını çalmaktır.

Bugün hâlâ fırsat varken…
Bir büyüğünüzü arayın.
Bir dostunuzun kapısını çalın.
Bir çocuğun başını okşayın.

Ve en önemlisi…
Bayramı, gerçekten bayram gibi yaşayın.

Yoksa bir gün, sadece bayramları değil; o bayramları yaşatan değerleri de tamamen kaybedeceğiz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum

akasa