HAYAT, KONFOR, DEVLET, SAVAŞ, ASGARİ YAŞAM..
01 Ocak 2026, Perşembe 13:11
Ülkemizde bazı kesimler var ki yaşamı sadece yemek, içmek, cebine giren para ve ulaştığı konforla ölçüyor. Hayat, onlar için market raflarının doluluğu, maaş bordrosundaki rakam ve hafta sonu gidilen mekânlardan ibaret. Oysa bir ülkenin yaşam standardı yalnızca bireysel refah tablosuyla okunmaz; asıl mesele, o refahın hangi zeminde, hangi güvenlik ve hangi istikrar üzerine kurulduğudur.
Bu kesimler, ülkenin nasıl yönetildiğiyle ilgilenmiyor. İç siyasetin ne anlama geldiğini, dış politikanın neden hayati olduğunu bilmiyor ya da bilmek istemiyorlar. Politikayı, günlük tartışmaların ötesine geçemeyen bir kavga alanı zannediyorlar. Oysa politika, bir ülkenin yarınını şekillendiren akıldır. Bugün atılan her adım, yarın çocuklarımızın yaşayacağı ülkeyi belirler. Elbette herkes daha iyi şartlarda yaşamak ister. Ancak bir ülkenin geleceği, yalnızca bugünkü maddi imkânlarla ölçülemez.
Dünya, uzun zamandır sıcak ve psikolojik savaşların içinden geçiyor. Haritalar üzerinde cepheler çizilmiyor belki ama ekonomiyle, teknolojiyle, algıyla ve silahla ülkeler kuşatılıyor. Ortadoğu’dan Karadeniz’e, Kafkaslar’dan Akdeniz’e kadar ateş çemberi genişliyor. Dünya uzun süredir zor bir dönemden geçiyor. Savaşlar sadece cephelerde değil; ekonomide, teknolojide ve algıda da yaşanıyor. Coğrafyamız ise bu fırtınaların tam ortasında. Bu nedenle güçlü olmak, hazırlıklı olmak zorundayız. Bu coğrafyada “bana ne” deme lüksü yoktur. Tehdit kapıya dayandığında, sofradaki yemeğin de, cebindeki paranın da bir anlamı kalmaz.
Savunma sanayine yapılan yatırımlar tam da bu noktada anlam kazanıyor. Bu yatırımlar, bir ülkenin barış isteğinin ve caydırıcılığının göstergesidir. Güçlü olmak, savaşmak istemek değil; savaşı uzak tutabilmektir.
Ne yazık ki bazıları bunu görmek istemiyor. Mevcut hükümetin savunma sanayine yaptığı yatırımları küçümsüyor, yok sayıyor ya da bilinçli olarak görmezden geliyor. İHA’ları, SİHA’ları, yerli savunma sistemlerini, askeri teknolojide atılan adımları sadece birer propaganda malzemesi olarak görüyorlar. Oysa bu yatırımlar, bir ülkenin “ben buradayım” deme iradesidir. Güçlü savunma, savaş istememek demektir; caydırıcılık, barışın en sessiz teminatıdır.
Bir an için kendimizi savaşın içinde yaşayan Ortadoğu ülkelerindeki insanların yerine koyalım. Elektriğin, suyun, ekmeğin lüks olduğu bir coğrafyada “yaşam standardı”ndan söz edebilirler miydi? Her sabah can güvenliği endişesiyle uyanan bir insan için konforun, eğlencenin, tüketimin ne anlamı kalırdı? O zaman anlarız ki bugün sahip olduğumuz huzur, kendiliğinden oluşmuş bir durum değildir.
Bir ülkenin asıl zenginliği; sınırlarını koruyabilmesi, masada söz sahibi olabilmesi ve yarınlarına güvenle bakabilmesidir. Ekonomi elbette önemlidir, refah elbette gereklidir. Ama bunların hepsi güçlü bir devlet aklı, sağlam bir güvenlik politikası ve kararlı bir duruşla mümkündür.
Bugün yapılan yatırımları, alınan stratejik kararları sadece bugünün penceresinden okumak büyük bir yanılgıdır. Asıl mesele, yarını görmektir. Çünkü ülke yönetmek, bugünü kurtarmak değil; yarını inşa etmektir.
Bir muhtar olarak ben şuna inanıyorum: Ekonomi, refah ve yaşam kalitesi ancak güvenli bir devlet yapısıyla kalıcı olabilir. Bugün atılan her stratejik adım, yarın çocuklarımızın daha huzurlu bir ülkede yaşaması içindir.
Devlet hiyerarşinin en alt ve bir o kadar da önemli hizmet halkası olan bir köy muhtarı olarak muhtarlığın sadece evrak imzalamak değil, insanların derdiyle, yoluyla, suyla, güvenliğiyle birebir ilgilenmektir. Bu görev bana şunu öğretti: Devlet, yalnızca ekranda görülen bir yapı değil; günlük hayatın görünmeyen omurgasıdır.
Ve şunu unutmamak gerekir: Güvenliğin olmadığı yerde ne huzur olur, ne refah, ne de yaşam standardı. Sofra da, para da, konfor da ancak güçlü bir devletin gölgesinde anlam kazanır.
Devlet güçlü olursa, millet güvende olur. Güvende olan millet ise geleceğe umutla bakar.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum