EĞİTİM KURUMLARINDA ÜCRET GERÇEĞİ UCUZ İŞGÜCÜ ÇÖZÜM MÜ?
26 Şubat 2026, Perşembe 14:53sunuluyor. Özellikle İŞKUR üzerinden okullara gönderilen personel için “hem istihdam sağlanıyor hem ihtiyaç karşılanıyor” deniliyor.
Ancak meseleye ücret ve çalışma koşulları açısından bakıldığında tablo farklı görünüyor.
Haftada üç ya da beş gün çalışan personel 8–10 bin lira bandında gelir elde ediyor. Çoğu zaman yalnızca sağlık güvencesi kapsamında sigortalanıyor. Prim birikimi sınırlı, iş güvencesi yok, sözleşme bittiğinde işsizlik maaşı yok.
Bu model gerçekten işsizliği mi azaltıyor, yoksa geçici ve düşük maliyetli bir işgücü havuzu mu oluşturuyor?
Ucuz İstihdamın Eğitime Nasıl Yansır
Okullar tam zamanlı açık. Özellikle ikili eğitim yapan kurumlarda bina neredeyse gün boyu kullanılıyor. Buna rağmen temizlik personelinin yarı zamanlı ve düşük ücretli çalıştırılması, hizmet kalitesini doğrudan etkiliyor.
Düşük ücret şu sonuçları doğuruyor:Eğitim kurumlarında son yıllarda uygulanan istihdam modeli “işsizliğe çözüm” olarak
İşe bağlılık azalıyor.
Personel sirkülasyonu artıyor.
Tecrübeli çalışan sistemde kalmıyor.
Kurum kültürü oluşmuyor.
İşsizliği azaltmak adına kurulan model, aslında istikrarlı istihdam üretmiyor.
Geçici sözleşmelerle rakamlar düşürülüyor; fakat insanlar kalıcı bir geçim kaynağına kavuşamıyor.
Özel Kurs ve Dershanelerde Ücret Gerçeği
Benzer tablo özel eğitim kurumlarında da görülüyor. Öğretmenler haftanın altı günü 10–15 bin lira aralığında çalışabiliyor. Resmî kayıtlarda asgari ücret gösterilip kalan kısmın elden verilmesi, eksik sigorta yatırılması gibi uygulamalar hâlâ konuşuluyor.
Denetim mekanizması güçlü olmayınca düşük ücret politikası normalleşiyor.
Eğitim gibi nitelik ve süreklilik gerektiren bir alanda, çalışanı güvencesiz ve düşük ücretli tutarak kalite beklemek gerçekçi değil. Konuyu sürekli gündem de tutmaya çalışacağız..
İşsizliğe Gerçek Çözüm Nasıl Olur?
Eğer amaç gerçekten işsizliği azaltmaksa:
Okullara kadrolu ve tam zamanlı personel alımı yapılmalı.
Ücretler insanca yaşam standardına uygun olmalı.
Sigorta ve primler eksiksiz yatırılmalı.
Geçici değil sürdürülebilir istihdam modeli kurulmalı.
Milli Eğitim Bakanlığı bütçe planlamasını geçici çözümler yerine uzun vadeli kadro politikası üzerine kurmalı.
Çünkü düşük ücretli, güvencesiz model işsizliği bitirmez; yalnızca görünür rakamları geçici olarak düzenler. İnsanlara gerçek istihdam değil, geçici meşguliyet sunar.
Unutulmamalıdır:
Eğitim kurumunda emeğin değeri düşerse, eğitimin değeri de düşer.
İşsizliği azaltmanın yolu ucuz işgücü değil, nitelikli ve güvenceli istihdamdır.
Ve en önemlisi Finlandiya eğitim bakanının dediği gibi eğitim ve sağlık ticaret işi değildir mutlaka devletleştirilmelidir…
Bu anlayış, yalnızca pedagojik bir tercih değil; sosyal adaletin temel şartıdır.
Eğitim ve sağlık anayasal haktır.
Eğer bu iki alan tamamen kamusal sorumluluk çerçevesinde yürütülmezse, gelir düzeyine göre şekillenen bir sistem ortaya çıkar.
Parası olanın daha nitelikli eğitime ve sağlığa eriştiği, olmayanın ise asgari imkânlara razı olduğu bir yapı oluşur. Bu da fırsat eşitliğini zedeler, sosyal adaletsizliği derinleştirir.
Özellikle temel eğitim — ilkokul ve ortaokul dönemi — kesinlikle kamusal güvence altında olmalıdır. Çünkü bu yaş aralığı, bireyin kişiliğinin, değer dünyasının ve kimliğinin şekillendiği en kritik dönemdir.
Bu süreçte oluşan eksikliklerin telafisi çoğu zaman mümkün değildir.
Temel eğitim piyasaya bırakılacak bir alan değil, toplumun geleceğini inşa eden asli kamusal görevdir.
Bir ülke çocuklarını neye emanet ediyorsa, yarınını da ona teslim etmiş demektir.
Kalın sağlıcakla.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum