DİJİTAL ANESTEZİ, SANAL TEHLİKE
10 Şubat 2026, Salı 12:09Ameliyathanelerde narkoz uzmanları, hastayı gerçek dünyadan koparmak için miligramlarla uğraşırlar. Bu uyuşturma iyileştirme amaçlıdır ve masumdur…
Cebimizdeki o küçük cam ekranlar; Tik Tok, Instagram ve sonsuz kaydırma (scrolling) döngüsü, toplumun genelini "dijital anestezi" altına almış durumda.
Ameliyat masasında değiliz belki ama hayatın tam ortasında, hiçbir şeyi hissetmeden kesilip biçiliyoruz. Olandan bitenden bihaber, olan bitene duyarsız yaşamak denirse yaşayıp gidiyoruz..
Bir Tablet ve Teknolojik Dadı
Anneler çocuklarına mama yedirirken çizgi filmlerle zihinlerini uyuşturuyor; ev işleri yetişiyor, huzur sağlanıyor ama o çocuk çiğnediği yemeğin tadını, annesinin sesini, doyma hissini bile sanal bir rüyanın içinde kaybediyor.
Çaba sarf etmeden, emek vermeden, sadece ekrana bakarak elde edilen her şey, aslında bizden bir parçayı götürüyor.
Geç gelen ya da oluşmayan bir kişilik karakter meydana getiriyor ki evlere şenlik….
Bilgi Çok, Bilinç Yok
Teknoloji çağını yakalayalım derken, üretimin değil tüketimin en dibine vurduk. Tarım ülkesi olma vasfını rafa kaldırdık, sanayi devrimini zaten uzaktan izlemiştik; şimdi bilgi çağında "içerik üreticisi" adı altında dijital amelelik yapıyoruz.
Tablo çok net:
Nobel alan bir bilim insanının sessiz sedasız geçtiği koridorlarda, IQ’su ayakkabı numarasından küçük figürlerin göbek atarak milyonlarca takipçiye ulaşmasını izliyoruz.
Zeka fışkıran komedyenlerden bel altı espriler ile uğraşan stand up çılara evrilen bir anlayış…
Diziler ile gündüz kuşağı faciaları ile sanal alem neresinden tutsanız elinizde kalan bir dünya…
Okul sayfaları, PISA testlerindeki matematik ve fen başarısızlığımızı değil, sosyal medyada kimin daha çok "beğeni" aldığını yarıştıran bir vitrine dönüştü.
PISA sonuçları, tarih bilinci, coğrafya derinliği...
Hepsi bir başka bahara kaldı. Çünkü uyuşan beyinler, problem çözmek istemez; sadece izlemek ister.
Acıyı hissetmiyoruz diye sağlıklı olduğumuzu sanmak, bu çağın en büyük yanılgısı.
Belki de o ekranı kapatıp gerçeğin soğuk ama canlandırıcı suyuyla yüzleşmenin vakti gelmiştir.
Yoksa uyandığımızda elimizde beğenilerini topladığımız sanal dünyadan başka bir şey kalmayacak.
Çocukların tabletlere, yetişkinlerin sonsuz kaydırmaya teslim edildiği bu düzende; bilinç köreliyor, kişilik gecikiyor, emek ve derinlik yerini kolay tüketime bırakıyor.
Bilgi çağında olmamıza rağmen düşünmeyen, problem çözmeyen, sorgulamayan, sadece izleyen bir topluma dönüşürken; eğitim, bilim, kültür ve üretim geri planda kalıyor, yüzeysellik alkışlanıyor.
Acıyı hissetmemek sağlıklı olmak sanılırken, toplum sessizce güç ve kimlik kaybediyor.
Çıkış yolu ise net: ekranı kapatıp gerçeğin sert ama diriltici yüzüyle yeniden temas etmek.
Öncelikle çocukları korumalıyız… bir sonraki yazımız Jeffrey Epstein olacak geniş geniş yazarız..
Ama bir iki kelam etmeden geçmeyelim okyanusun ötesinde patlak veren bir skandaldan ziyade, Türkiye’nin ortak hafızasındaki en derin yaralardan birine, kayıp çocuklar gerçeğine dokunduğu için bu denli sarsıcı bir etki yarattı.
İddianamelerde geçen "Türkiye’den çocuk kaçırıldığına" dair ürpertici detaylar, 1999 depremi sonrası belirsizliğe karışan yüzlerce çocuğun akıbetiyle birleşince, komplo teorilerinin çok ötesinde bir toplumsal travmayı tetikledi.
Tuik verilerinde kayıp çocuklar ile ilgili sayısal bir veri yok maalesef…Sanal medyada yılda on bin … Yani nerden baksan tutarsızlık… Bu kadarı da olur mu ….Oluyor..
Kalın sağlıcakla…


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum