Elazığ
08 Nisan, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

BAHAR GELDİ AMA..

07 Nisan 2026, Salı 13:01


Takvimler baharı gösteriyor. Dağların yüzü yumuşamış, toprağın dili çözülmüş, ağaçlar birer birer konuşmaya başlamış. Kışın sertliği çekilirken, doğa yeniden kendini hatırlatıyor: “Ben hâlâ buradayım” diyor.

Ama insan…
İnsan aynı şeyi söyleyebiliyor mu?

Toprak uyanırken, şehirler hâlâ uykuda.
Ağaçlar filiz verirken, insanlar birbirine diken olmaya devam ediyor.
Kuşlar yuva kurarken, biz hâlâ yıkmanın peşindeyiz.

Her yıl bahar geliyor ama içimize uğramıyor sanki.

Eskiden bahar, sadece mevsim değil; bir haldi. İnsanların yüzüne yansıyan bir yumuşama, selamlaşmalara sinen bir sıcaklıktı. Şimdi ise bahar, sadece sosyal medyada paylaşılan birkaç çiçek fotoğrafından ibaret kaldı. Gerçek hayatla bağı kopmuş bir mevsim gibi…

Oysa doğa bize her yıl aynı dersi veriyor:
Yenilenmek için illa yıkılmana gerek yok, kök salmayı bil yeter.

Biz ne yapıyoruz?
En küçük fikir ayrılığında birbirimizi kökünden sökmeye çalışıyoruz.
Sabretmeyi unuttuk, büyümeyi hız sandık.
Gelişmeyi, sadece beton yükseltmek zannettik.

Halbuki bahar acele etmez.
Hiçbir çiçek “ben neden önce açmadım” diye isyan etmez.
Hiçbir ağaç “yanımdaki daha yeşil” diye kıskançlık yapmaz.

Doğa, rekabet değil denge üzerine kurulu.
İnsan ise dengeyi kaybedeli çok oldu.

Bugün Anadolu’nun en ücra köyünde bile insanlar, toprağa değil telefona bakarak güne başlıyor. Yağmurun kokusunu duymadan, güneşin doğuşunu görmeden geçirilen günler… Sonra da “neden huzursuzuz?” diye soruyoruz.

Cevap basit aslında:
Biz doğadan uzaklaştıkça, kendimizden de uzaklaşıyoruz.

Bir de şu var…
Eskiden bahar gelince kapılar daha çok açılırdı. Komşular birbirine uğrar, bir bardak çayın bahanesiyle gönüller yoklanırdı. Şimdi kapılar kilitli değil belki ama insanlar birbirine daha kapalı. Aynı sokakta yaşayıp birbirinin derdinden habersiz bir hayat sürüyoruz.

Tarlaya atılan tohumun bile bir zamanı var. Erken atsan don vurur, geç kalsan kuraklık yakar. İnsan da böyledir aslında; sözün de, öfkenin de, sevginin de bir vakti var. Ama biz ya erken kırıyoruz kalpleri ya da geç kalıyoruz toparlamaya.

Bir başka gerçek daha var:
Doğa affedicidir ama unutmaz. Sen toprağa ne verirsen, zamanı gelince onu alırsın. Bugün kirlettiğin dere, yarın susuzluk olarak döner. Kestiğin ağaç, gölgesini senden esirger. İnsanın insana yaptığı da farklı değil; kırdığın güven, gün gelir senin en çok ihtiyaç duyduğun anda eksik olur.

Bahar bize sadece çiçek açmayı değil, hesaplaşmayı da öğretir.
Neyi ektik, neyi büyüttük, neyi kuruttuk… Hepsini sessizce yüzümüze vurur.

Bahar geldi…
Ama mesele çiçeklerin açması değil, gönüllerin açması.
Mesele toprağın yeşermesi değil, niyetlerin yeşermesi.

Eğer bu bahar da içimize uğramazsa,
önümüzdeki kışın ne kadar uzun süreceğini kimse kestiremez.

Belki de artık şunu sormak gerekiyor:
Doğa her yıl kendini yeniliyorsa, biz neden aynı kalıyoruz?
 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum