Elazığ
14 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Zamanın Efendisi mi, Kölesi mi?

13 Temmuz 2026, Pazartesi 10:49

Şu sıralar kime "nasılsın" diye sorsanız, cevabın içine mutlaka bir "çok yoğunum" sızdırılıyor. Sanki günün yirmi dört saatini dolu geçirmek bir erdem, bir toplumsal statü nişanı ya da insanın boynuna asılmış madalyon. Oysa bu cümle aslında bir sığınak. İnsan kendi boşluğunu meşguliyetle örtmeye çalışıyor. Bir şehre baktığınızda, binaların hızla yükseldiği ama o binaların içindeki hayatların hızla eksildiği bir paradoks görüyorsunuz. Bizler zamanı yönettiğimizi sanırken, aslında zamanın sadece birer figüranı haline geldik.

Problemin kökenine indiğimizde karşımıza çıkan eğitim ve kültür kavramlarının, bugün içi boşaltılmış birer vitrin malzemesine dönüştüğünü fark ediyoruz. Eğitim, insanı derinliğe değil, sistemin içinde hızla tüketime sevk eden bir yarışa soktu. Kültürlü olmak artık bir meseleyi tefekkür etmek, üzerine saatlerce kafa yormak, o kadim metinlerin tozlu sayfalarında kendi hakikatini aramak değil. Bugünün enteli, okumadığı kitabın özetine hakim olmayı, izlemediği filmin üzerine afili cümleler kurmayı yeterli görüyor. Biz, bilgi oburluğu ile irfan sahibi olmayı birbirine karıştırdık. Hafızamız bir çöplük gibi gereksiz detaylarla dolu ama hayatın en temel sorularına—neden buradayım, neyi amaçlıyorum?—cevap verecek bir iç görüsü yok.

Heidegger, varlık ve zaman üzerine sayfalarca kafa yorarken, aslında insanın zamanla kurduğu ilişkinin, onun varoluşunu belirlediğini söylüyordu. Bizim zamanla kurduğumuz ilişki ise sürekli bir yetişme telaşı, bitmek bilmeyen bir huzursuzluk.
Entelektüellik, kütüphane raflarındaki tozlu ciltlerin niceliğiyle değil, o ciltlerden süzülen bilginin hayata yansıma niteliğiyle ölçülür. Bir insan, eğer bir günü sadece yetişmeye harcıyorsa, o günün sonunda elinde kalan tek şey yorgunluktur.
Bu hafta, o meşguliyet maskesini çıkarıp atın. Hiçbir yere yetişmeyin. Modern dünyanın size dayattığı o yapay hıza teslim olmak yerine, durun. Çünkü insanın kendine—ve asıl meselelerine—dönebilmesi için önce kendi sesini duyabilmesi gerekir. O sessizlik, bugün sahip olabileceğiniz en büyük lüks. Eğer bir günlüğüne durmayı başarabilirseniz, zamanın efendisi olduğunuzu belki de o an hissedeceksiniz. Kalanı ise sadece bir vitrin, sadece gürültü.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum