Elazığ
14 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

Şiddete Sessizlik Olmaz

13 Temmuz 2026, Pazartesi 09:57

Bir eğitimci olarak bu hafta bilgisayarımın başına bambaşka bir gündemle oturmuştum. Niyetim; Türkiye genelinde LGS şampiyonluk oranları yarı yarıya düşerken, Elazığ’da bu düşüşün neden üçte bir oranına kadar gerilediğini masaya yatırmaktı. 
Rehberlik servislerinden özel eğitim okullarına kadar, bu şehrin akademik başarısızlığının röntgenini çekip çözüm yolları sunacaktım.
Çünkü kural hiç değişmiyor: Başarı elde edildiğinde boy boy fotoğraflarla meydanı dolduranlar, başarısızlık kapıyı çaldığında aniden sırra kadem basıyor. Kimse bu düşüşün sorumluluğunu üstlenmiyor, başarısızlığa sahip çıkmıyor.
 Tam bu sorgulamayı yapacakken, haber kanallarına düşen bir görüntü yüreğimize kor gibi düştü ve kalemi tersine çevirdi. Akademik yetersizlikleri bir kenara bıraktık; çünkü şu an insanlığımızı sorgulamamız gereken bir noktadayız.
Ancak tam bunları yazmaya hazırlanırken, haber bültenlerinde yüreğimizi yakan başka bir olayla karşılaştık.
Elazığ'da bir rehabilitasyon merkezinde eğitim gören özel gereksinimli bir çocuğun şiddete uğradığı iddiası...
Televizyon ekranlarında gördüğümüz görüntüler, çocuğun vücudundaki izler ve babasının çaresizlik içinde yaşadıklarını anlatırken dudaklarını ısırarak gözyaşlarını içine akıtması, insanın yüreğini dağlıyor.
Elbette hukukun temel ilkesi gereği soruşturmanın sonucunu beklemek gerekir. Hiç kimse hakkında peşinen hüküm verilemez.
Ama şu gerçeği de görmezden gelemeyiz:
Eğer bu iddialar doğruysa, sorumluluk yalnızca şiddeti uygulayan kişiye ait değildir.
O kurumun yönetimi de sorumludur.
Denetim mekanizmaları da sorumludur.
Kurumu düzenli olarak denetlemekle yükümlü olan ilgili kurumlar da sorumludur.
Kamera kayıtlarını incelemesi gerekenler de sorumludur.
Orada çalışan herkes, böyle bir olaya engel olabilecek konumdayken sessiz kalmışsa vicdani sorumluluk taşır.
Çünkü özel gereksinimli çocuklar kendilerini her zaman ifade edemezler.
Onların sesi olmak zorunda olan biz yetişkinleriz.
"Fark etmedik", "Bilmiyorduk", "Görmedik" "Özür dileriz" gibi hiçbir mazeret, böylesine ağır bir iddia karşısında vicdanları rahatlatamaz.
Bir kurumun en temel görevi güvenli ortam sağlamaktır.
Bu sağlanamıyorsa, önce bunun hesabı verilmelidir.
Ben de uzun yıllardır özel eğitim alanında çalışan bir öğretmen olarak üzülerek ifade ediyorum ki; Elazığ'daki rehabilitasyon merkezlerinin önemli bir bölümünü akademik açıdan yeterli bulmuyorum.
Sosyal etkinlikler konusunda gerçekten örnek çalışmalar yapan merkezler ise ne yazık ki bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az.
Bu elbette bütün kurumları aynı kefeye koymak anlamına gelmez. Büyük fedakârlıklarla çalışan, işini hakkıyla yapan öğretmenlerimizi ve kurumlarımızı tenzih ediyorum.
Ancak eksiklerimizi konuşmadan gelişemeyiz.
Özel eğitim; vicdan, sabır, bilgi ve denetim işidir.
Bir çocuğun canı, hiçbir ihmale kurban edilemez.
Bu olayın en kısa sürede tüm yönleriyle aydınlatılmasını, sorumluların hukuk önünde hesap vermesini ve bir daha hiçbir özel çocuğumuzun benzer acılar yaşamamasını diliyorum.
Bu hafta LGS'yi yazamadık.
Bazen rakamlar bekleyebilir.
Ama bir çocuğun sessiz çığlığı asla...tabi vicdan kaldıysa... Bekleyip göreceğiz…
Kalın sağlıcakla.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum