Elazığ
14 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    38.25
  • EURO
    43.83
  • ALTIN
    4076.8
  • BIST
    9.317
  • BTC
    85102.848$

“Mehter” De Neyin Nesiymiş?

13 Temmuz 2026, Pazartesi 09:44

Tarihin Ritmi, Milletin Kalp Atışı: Mehteranın sessiz çığlığını, erinmedim, sizler için derinlemesine bir araştırıverdim.  Bildiklerime bilmediklerimi kattım, az gittim uz gittim, dere tepe düz gittim , Mehter’e arkasını dönenlere gazap gittim..  

Tarih, yalnızca sararmış sayfalarda korunan kuru bir kronolojiden ibaret değildir. Bazen bir ses, bir ritim, asırların ötesinden gelip bugünün insanının damarlarındaki kanı tutuşturmaya yeter. 

Türk milletinin tarihinde bu büyüleyici gücü kendinde barındıran en muazzam olgu hiç şüphesiz Mehter’dir. Mehter marşları, sadece birer askeri melodi değil; bir milletin varoluş refleksinin, karakterinin ve hürriyet aşkının notalara dökülmüş hâlidir.

Mehterin doğuşu, Türklerin göçebe ruhunun, bozkırın uçsuz bucaksız ufkundan yerleşik medeniyetin ihtişamına uzanan köprünün ilk taşıdır. 

Hunlardan Göktürklere kadar uzanan "Tuğ" ve "Nevbet" geleneği, Selçuklular vasıtasıyla Osmanlı’nın harcına karıştığında, sadece yeni bir müzik türü doğmamış; aynı zamanda devletin egemenlik sembolü, adeta yaşayan bir anayasa doğmuş. 

Osman Gazi’ye Selçuklu Sultanı tarafından gönderilen nevbet takımıyla çalan ilk davul, bir aşiretin cihan imparatorluğuna dönüşeceğinin ilk ritmik müjdesiydi. 

Ancak Mehterin tarihçesini incelediğimde, onu rakiplerinden ve dünyadaki diğer askeri bandolardan ayıran çok temel bir felsefe gördüm. 

Şöyle ki, batı dünyası müziği kitleleri hizaya getirmek, mekanik bir disiplin sağlamak için kullanırken; Türkler, Mehter marşlarıyla ordunun ve halkın ruhunu tek bir potada eritmeyi başarmış. 

"Kös"lerin o derin gök gürültüsünü andıran sesi, cephedeki askere korku değil, arkasında dağ gibi duran bir devletin ve milletin güvenini fısıldarken, Zurnanın tiz çığlığı, bayrağın göklerde dalgalanışının işitsel bir yansıması olmuş. 

O meşhur "üç adım ileri, bir adım geri" (aslında durup sağa ve sola selam verme) yürüyüşü bile, acelecilikten uzak, vakur, bastığı toprağı tanıyan ve gittiği yere adalet götürmeyi vadeden bir medeniyetin yürüyüş tarzı haline gelmiş. 

Peki, Mehter Türkler için neden bu kadar önemlidir ve neden hâlâ kulaklarımıza çalındığında içimizde bir şeyler ürperir?

Çünkü Mehter, Türk milletinin kolektif hafızasının ses telleridir. Yıkılışları, küllerinden yeniden doğuşları, kazanılan zaferleri ve en önemlisi "hiç kimseye boyun eğmeme" iradesini temsil eder. 

Mehter çaldığında zaman bükülür; Malazgirt’in kapıları aralanır, İstanbul’un surlarında bir gedik açılır, Çanakkale’nin siperlerinden bir feryat yükselir. 

O ritim, modern dünyanın bizi yabancılaştırdığı, köklerimizden koparmaya çalıştığı anlarda "Kim olduğunu unutma!" diyen şefkatli ama bir o kadar da sert bir ihtardır.

Mehter marşları, geçmişte düşmanın kalbine saldığı korkuyla bilinirdi; bugün ise bizim kendi içimizdeki yılgınlığa, umutsuzluğa ve rehavete karşı en büyük barikatımızdır. 

Ne zaman ki bu milletin evlatları geleceğe dair bir kaygıya düşse, Mehterin o heybetli sesi duyulur ve hatırlatır: Biz, tarihi yazanların çocuklarıyız; onu sadece okuyanların değil. Ritim devam ettiği sürece, bu yürüyüş de asla son bulmayacaktır.

Bugün Türk’lerin doğum tarihini 1923 diye iddia ve empoze etmeye çalışan  ‘’Beyaz Türk’’ ve ‘’Jön Türk’’ diye tabir ettiğimiz batılı seküler ve asıl darbeciler, Mehter’e ve 1923 den önce kurulan 15 Türk devletine duydukları kin ve nefreti kusmaya dün olduğu gibi, bugün de, yarın da devam edeceklerdir.! O yüzden, ‘’Ver Mehteri’’..

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum