ÇOCUK OKULA ÇANTASIYLA DEĞİL, AİLESİNİN EGOSUYLA GELİYOR!

ÇOCUK OKULA ÇANTASIYLA DEĞİL, AİLESİNİN EGOSUYLA GELİYOR!

Öğretmenin sırtındaki yük, okulun güvenliği ve zorunlu eğitimin sorgulanmayan gerçekleri

Eskiden çocuklar okula yalnızca çantalarını alıp gelmezdi. Çantalarında kitapları, defterleri, kalemleri ve bir de çocuklukları vardı. Mahalle oyunlarını, misketlerini, arkadaşlıklarını, paylaşmayı ve saygıyı da beraberlerinde getirirlerdi.

Şimdi ise çantalarında bunların yanında ailelerinin egoları, hırsları, kaprisleri ve bitmeyen beklentileri var.

Çocuk, daha okul sırasına oturmadan bir yarışın içine sokuluyor. Markalarla tanışıyor, parayla ölçülüyor, başarıyla kıyaslanıyor. Arkadaşının ayakkabısına, telefonuna, çantasına bakıyor. Çocukluğun yerini rekabet, arkadaşlığın yerini zaman zaman çıkar ilişkileri alıyor.

Çocuk okula yalnızca çantasıyla gelmiyor artık; ailesinin bütün yükünü de sırtında taşıyor.

Peki, bu yükün altında kalan öğretmen ne yapacak?

AKILLI SAAT, GİZLİ KAMERA, SOSYAL MEDYA!

Teknoloji elbette düşmanımız değil. Ancak akıllı saat adı altında sınıfa giren cihazlar, kimi zaman zamanı göstermekten çıkıp ses ve görüntü kaydetme, öğretmeni şikâyet etme, delil toplama ve sosyal medyada paylaşma aracına dönüşebiliyor.

Bir öğretmenin cümlesi bağlamından koparılıyor, sınıfta yaşanan bir olay dijital dünyada yargılanıyor.

Öğretmen, her anının kaydedilebileceği endişesiyle nasıl özgürce ders anlatacak?

Eğitim, gözetleme faaliyeti değildir. Öğretmen elbette hesap verir; ancak sürekli şüphe altında tutulmak başka bir şeydir.

VELİNİN HIRSI ÇOCUKTA, ÇOCUĞUN ÖFKESİ ÖĞRETMENDE!

Çocuk hata yapıyor, veli öğretmeni suçluyor.

Çocuk arkadaşına zorbalık yapıyor, veli çocuğunu savunuyor.

Öğretmen sınır koyuyor, veli itiraz ediyor.

Böylece çocuk, davranışının sonucuyla yüzleşmek yerine kendisini savunacak bir yetişkinin arkasına saklanmayı öğreniyor.

Oysa çocuk yetiştirmek, her isteğini yerine getirmek değildir. Merhamet, çocuğun her davranışını hoş görmek değil; yanlışını düzeltmesine yardımcı olmaktır.

Çocuğa saygıyı anlatıp öğretmeni değersizleştirirsek, adaleti anlatıp haksızlığı savunursak, nasıl bir nesil yetiştireceğiz?

ÖĞRETMEN KURŞUN GEÇİRMEZ ÖNLÜK Mİ GİYECEK?

2026 yılında İstanbul Çekmeköy'de öğretmen Fatma Nur Çelik'in öldürülmesi, Şanlıurfa Siverek'te ve Kahramanmaraş'ta yaşanan silahlı saldırılar, okullarımızın güvenliğini yeniden sorgulamamıza neden oldu.

Bir öğrenci sınıfa silahla geldiğinde öğretmen ne yapacak?

Kaçarsa görevini yapmadığı iddiasıyla mı karşılaşacak, kaçmazsa canından mı olacak?

Bir öğretmenin, öğrencisinin karşısına kurşungeçirmez önlük giyerek çıkmasını mı bekliyoruz?

Okulda güvenlik, öğretmenin kişisel cesaretine bırakılamaz. Rehberlik hizmetleri güçlendirilmeli, riskli davranışlar ciddiyetle değerlendirilmeli, aile-okul-emniyet-sosyal hizmetler arasında etkili bir iş birliği kurulmalıdır.

Şiddet, öğretmenin sınıf yönetimi başarısızlığı değildir.

ZORUNLU EĞİTİM: HER ÇOCUK AYNI YOLDA MI YÜRÜMELİ?

Bir markete zorla insan sokup alışveriş yaptırabilir misiniz?

Her çocuğun akademik ilgisi, yeteneği ve öğrenme biçimi aynı mıdır? Kimi akademik eğitimde ilerlemek ister, kimi mesleki eğitime yönelir, kimi farklı bir desteğe ihtiyaç duyar.

Peki, bütün bu farklılıkları görmezden gelip herkese aynı yolu dayatmak ne kadar doğrudur?

Zorunlu eğitim, çocuğu okul binasında tutmak değil; eğitim hakkını güvence altına almaktır.

Çocuğu okulda tutmak için yalnızca disiplin uygulamak yetmez. Okulu onun için anlamlı hâle getirmek gerekir.

Mesleki eğitim, sanat, spor, bilim ve özel eğitim alanları güçlendirilmeli; çocukların yeteneklerine uygun yollar açılmalıdır.

Eğitimden kopan çocuğu okulda tutmak kadar, okulda öğrenmesini sağlamak da önemlidir.


Bugün çocuklar çantalarına kitaplarının yanında ailelerinin hırslarını, toplumun öfkesini, dijital dünyanın şiddetini ve sınav sisteminin kaygısını da koyup geliyor.

Bunu bütün çocuklara mal etmek haksızlık olur. Çünkü çocuk, yetişkinlerin kurduğu dünyanın içinde büyüyor.

Çocuğun davranışını anlamak zorundayız; ama anlamak, her davranışı kabul etmek değildir.

Öğretmeni korumak zorundayız; ama korumak, onu yalnızca olaydan sonra hatırlamak değildir.

32 yıllık eğitimci olarak söylüyorum:

Öğretmen, çocuğun elinden silahı almak için canını ortaya koymak zorunda değildir. Her çocuğu aynı kalıba sokmak, her sorunun sorumluluğunu öğretmene yüklemek de eğitim değildir.

Çocuk öğrenmek ve büyümek için, öğretmen eğitim vermek için, okul ise ikisinin de güvenli olduğu bir yer olmak için vardır.

Yoksa bir gün öğretmenlere gerçekten kurşun geçirmez önlük dağıtmak zorunda kalırsak, bilin ki sorun öğretmenin önlüğünde değil, eğitim sisteminin vicdanında olacaktır.
Kalın sağlıcakla…

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.